İbrahim Tenekeci’in çıkardığı dergilerin isimleri hep güzel ve sıcak isimler olmuştur. Kırklar ve Derkenar‘dan sonra İtibar’da da aynı sıcaklığı hissediyoruz. Bir kurum ismini andıran dergi isimlerinin arasında bu isimler oldukça cana yakın duruyor.
Hem “hayırlı olsun” demek için hem de dergiyi temin edeceğim yeri öğrenmek için geçtiğimiz günlerde İbrahim Tenekeci Bey’i aradım. Hal hatır derken İtibar’ı Fatih’teki Ağaç Kitabevi’nde veya Cağaloğlu’ndaki Ana Kitabevi’nde bulabileceğimi öğrendim.
Birkaç gün sonra evden ilk çıkışımda Cağaloğlu’ndan dergiyi temin ettim. Eve götürene kadar sabredemeyip, yolda yürürken ve tramvayda giderken derginin epey bir kısmını okudum. Sade bir kapak ve sade bir tasarımla basılan dergide imajdan çok içeriğe önem verildiği görülüyordu.
İtibar’ın mutfağı
Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tenekeci’nin yaptığı İtibar’ın Yazı İşleri Müdürlüğünü Furkan Çalışkan, Yayın Editörlüğünü Hüseyin Akın yapıyor. İtibar’ın Yayın Kurulunda ise Ahmet Edip Başaran, Ali Emre, Ali Görkem Userin, Kamil Yeşil, Mustafa Akar, Müslim Coşkun, Osman Toprak, Sadettin Acar, Said Yavuz, Suavi Kemal Yazgıç, Yunus Emre Tozal, Yusuf Genç gibi şair ve yazarlar yer alıyor.
İlk sayfadaki “başlarken” yazısında İtibar’ın iki önemli prensip üzerine kurulduğu ifade ediliyor. Birincisi; iddialı olmamak… İkincisi; rencide edici olmamak… Bu iki prensip bize İtibar’ın nasıl bir anlayışla yayım yapacağını gösteriyor. Nezih bir dil ve edepli bir üslup kullanan isimlerin/abilerin eserlerinden oluşan İtibar’a hayırlı uğurlu olsun diyor İtibar’ın ilk sayısındaki bazı detaylarla sizi baş başa bırakıyorum.
Hüseyin Akın’dan Susma Hakkı
Osman Konuk’la yapılan bir söyleşiyi kapağa taşıyan derginin arka kapağında Şair Hüseyin Akın’ın “Susma Hakkı” adlı güzel bir şiiri ve şairin güzel bir manzarada çekilmiş fotoğrafı yer alıyor. Her ne kadar şiirden anlayan birisi olmasam da bu şiirin derginin en iyi şiirlerinden birisi olduğunu söyleyebilirim. “Ben rüyaya inanırım dünyaya değil” diye başlayan bu ilk mısraı bile bence bu dergiyi almam için yeterli bir sebep… Bu söz üzerine neler söylenmez ki… Evet, çok çektik biz dünyaya inanan zalimlerden… Rüyaya inanmak çok daha anlamlı ve derin duruyor…
Çobanoğlu ve Ergülen
Derginin ilk şiiri Süleyman Çobanoğlu’nun “Sarı Damar” adlı şiiri.. Şiirden anlamayan birisi olarak bu şiirden de bir şey anlamıyorum. Ama şükür ki beğenerek okuduğum ve kendime de yakın hissettiğim Şair Ali Emre birkaç sayfa sonra; “Yeni Şiire Eski Alışkanlıklarla Bakmak” yazısıyla imdada yetişiyor. “Ben yine Yunus Emre okumaya devam etmeliyim” diye düşünerek modern şiir üzerine söz söylemeyi de ehline bırakarak sayfayı çeviriyor ve Haydar Ergülen şiirini okuyorum.
İbrahim Tenekeci Ağabey
İbrahim Tenekeci’nin şiirini hemen geçmiyor ve anlamaya çalışıyorum. “Çok baktım ilanlara, iş” diye başlayan şiirde derin bir hüzün hemen kendisini bize hissettiriyor. Şiirde adını bilmediğim enteresan sanatlar var. Okuduğunuzda birden fazla anlamı çıkarıyorsunuz. Mesela; “İş başa düşünce” dizesini üsteki “Çok baktım ilanlara iş/ başa düşünce” mısraında olduğu gibi birlikte anlayabildiğiniz gibi alttaki mısra ile birlikte “başa düşünce bu beyazlıklar” şeklinde de anlayabiliyorsunuz.
Benim şiirde geçen beyazlıklardan anladığım İbrahim Ağabey’in gittikçe beyazlayan saçları… “Olurdu olmazdı” ifadesi ise İbrahim Ağabey’in kaygılarını/derdini ifade ediyor. Buradaki kaygıdan dünyevî kaygılar anlaşılmamalıdır. Şiirin en anlamlı mısralardan biri de bana göre: “Yakamda kalan manevî haklar” mısraıdır. Bu da zannedersem ki İbrahim Ağabey’in kendi dışındaki kimselere karşı duyduğu sorumluluk duygusunu ifade ediyor. Kendi için yaşayan insanların çok olduğu bu çağda bu sözler ne kadar da anlamlı… Bu şiiri okumanızı ve çözmenizi ısrarla tavsiye ederim.
İtibar’da ne var ne yok
İbrahim Ağabey’in bu güzel şiirinden sonra Ahmet Murat’ın “Hayatım” adlı şiiri yer alıyor. Hemen söyleyeyim Ahmet Murat da takip ettiğim özü ve sözü güzel bir isim… Daha sonra ise Levent Dallar, Mustafa Akar, Furkan Çalışkan Ahmet Edip Başaran, Murat Saldıray ve Emel Özkan’ın şiirlerine Fatma Barbarosoğlu, Kamil Yeşil ve Abdullah Harmancı’nın nesirlerine yer veriliyor.
Dergideki en beğendiğim yazılardan birisi de Berat Demirci’nin “Kelebeği Beslemek” adlı güzel ve eğlenceli denemesi… Nev-i şahsına münhasır dedikleri türden olan bu yazarımız dergiye bir farklılık ve renk katıyor. Bu yazıyı okumanızı özellikle tavsiye ederim.
Said Yavuz ve M. Mücahid Yılmaz’ın şiirlerinden sonra Mutafa Aydoğan’ın “Şair ve Kötülük” adlı ağır ve düzeyli yazısı ve Harun Tan’ın “Postmodern Dilemma” adlı denemesi yer alıyor. Bir İsmail Kara uzmanı olan Yusuf Genç’in “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi” adlı düzeyli yazısı ise dikkatimizden kaçmıyor.
Dergide rastladığım güzelliklerden birisini de Mustafa Kutlu hikâyesini inceleyen Ali Görkem Userin’in attığı başlık oluyor: “Dünya yalan, hayat güzeldir.” İtiraf etmeliyim ki; “Hayat güzeldir” den daha güzel bir başlık… Dergi Ali Görkem Userin’in Osman Konuk’la yaptığı güzel röportajla devam ediyor.
Benim her zaman okuduğum ve takdir ettiğim isimler olan Osman Toprak ve Suavi Kemal Yazgıç da dergiye güzellik katan isimlerden… “Hayatı besleyen fikir, fikri besleyen hayat” başlıklı yazısıyla karşımıza çıkan Osman Toprak yazısında sanat eserlerinin bir fikir temeli olması gerektiğini savunuyor. Nezih ve titiz üslubuyla dikkat çeken Suavi Kemal Yazgıç ise “Sedat Umran’ın sonsuzluk atı” adlı yazısıyla Sedat Umran şiirini inceliyor… Dergide ayrıca Mustafa Akar, Muzaffer Serkan Aydın, İbrahim Gökburun, Abdullah Harmancı, Osman Konuk ve Hasan Selami Binay’ın ürünlerine yer veriliyor.





